Designed By Barış Can KIRAÇ

Misyonerlik Faaliyetleri

Genel Anlamda

Tanzimat’tan bu yana, hemen her dönemde ülkemizin önemli meselelerinden birisi misyonerlik faaliyetleri olmuştur. Nedir bu misyonerlik faaliyetleri? Misyonerlerin amacı nedir? Misyoner sözü, “Misyon” kelimesinden türetilmiş bir isimdir. Misyon, sözlüklerde “görev, yetki” manası ile ifade ediliyor. Böyle olunca “Misyoner”, ismi “görevli, yetkili kişi” manasına geliyor. Yalnız sözlüklerde verilen bu mana, Hıristiyan geleneğinde çok daha değişik bir şekilde kullanılıyor. Resmi kilise teşkilatı veya herhangi bir Hıristiyan cemaat tarafından Hıristiyan mesajını ve dinini yaymak amacıyla özel olarak yetiştirilen ve bu çerçevede, bilhassa Hıristiyan olmayan toplumlarda kendilerine görev verilen kişi anlamında kullanılmaktadır. Bu konuda görevlendirilen kişilerin yaptıkları faaliyetlere de “Misyonerlik” denmektedir.

Tanzimat’tan bu yana, hemen her dönemde ülkemizin önemli meselelerinden birisi misyonerlik faaliyetleri olmuştur. Nedir bu misyonerlik faaliyetleri? Misyonerlerin amacı nedir?

Misyoner sözü, “Misyon” kelimesinden türetilmiş bir isimdir. Misyon, sözlüklerde “görev, yetki” manası ile ifade ediliyor. Böyle olunca “Misyoner”, ismi “görevli, yetkili kişi” manasına geliyor. Yalnız sözlüklerde verilen bu mana, Hıristiyan geleneğinde çok daha değişik bir şekilde kullanılıyor. Resmi kilise teşkilatı veya herhangi bir Hıristiyan cemaat tarafından Hıristiyan mesajını ve dinini yaymak amacıyla özel olarak yetiştirilen ve bu çerçevede, bilhassa Hıristiyan olmayan toplumlarda kendilerine görev verilen kişi anlamında kullanılmaktadır. Bu konuda görevlendirilen kişilerin yaptıkları faaliyetlere de “Misyonerlik” denmektedir.

Buna göre misyonerlik, Hıristiyan mesajını ve inancını Hıristiyan olmayanlara yaymayı, aşılamayı hedef olarak alan, siyasi amacı olan ve teşkilatlı olarak yapılan Hıristiyanlaştırma çalışmalarının bütünüdür.

Aysbergin görünen yüzü; Hıristiyan inancını yaymak, Hıristiyan inanç alanını genişletmek ve dünyanın her tarafında yeni yeni kiliseler açmak olarak özetlenebilir. Aysbergin görünmeyen yüzü ise, misyonerliğin siyasi veçhesidir. Yani, misyonerlik iki yüzü olan ve bir yüzüyle İsa’ya, diğer yüzüyle “Emperyalizme” bakan ve global emperyalizmin başlangıcından zamanımıza kadar kullandığı bir araçtır. Çünkü, M.S. 312 yılında Milan fermanıyla Hıristiyanlık Roma’nın resmi dini oldu. Böylece Hıristiyanlık bir devletin resmi dini olarak arkasına Roma’nın siyasi ve askeri desteğini aldı. Yani genel olarak ilahi bir güç olan Hıristiyanlık, bu suretle siyasallaştı ve siyasi çalışmalara da başladı. Bu yüzden misyonerlik, en az dini amaçlar kadar siyasi güç elde etmek ve böylece dünyanın tek hakimi olmak yolunda yapılan çalışmalardır. Bu noktaya özellikle dikkat etmek gerekir.

Misyonerlik, sadece Hıristiyan inancının yayılması için yapılan çalışmaları değil, bununla birlikte¸ batının kültür ve medeniyetini dünyanın diğer bölgelerine taşımak ve o bölgeleri batının sömürü alanı yapılmasına yönelik faaliyetlerin tümüdür. 19. yy dan itibaren batılı ülkelerin, kendi dışındaki ekonomik olarak gelişmemiş ülkelere yönelttiği misyonerlik çalışmalarının sonuçları, söylediklerimizin kanıtıdır.

20. yy’dan itibaren misyonerler, 19.yy’da kazandıkları tecrübeyle ve silah zoru ile hukuki çerçeveye oturttukları faaliyetleri ile, sadece Hıristiyan inancını yaymıyorlar, aynı zamanda Batılı ülkelerin, dünyanın diğer ülkelerine, bilhassa mazlum Afrika ve Doğu halklarına yönelmiş emperyalist ve sömürgeci politikalarını desteklemişlerdir. Bu destek halen devam etmektedir.

Hıristiyanlık inancı, batı kültür ve medeniyetinin temelidir. Hıristiyanlık inancı yayılırken, batının kültür ve medeniyetini de yayan Misyonerler emperyalist batıyı, çalışma yaptıkları ülkelere de taşıyorlardı. Çünkü, kültür ve medeniyet, bir milletin varolma sebeplerinden biridir. O değerler törpülendikçe veya yok edildikçe, milli şuur da yok oluyor. Böylece millet olma özelliğini kaybeden toplumlar sömürge olmakta, emperyalizmin kucağına düşmektedir. Bu bakımdan Hıristiyanlık inancı, batı kültür ve medeniyetinin yayılması, yerleşmesi amacına yönelik faaliyetlerin açık bırakılmış yüzüdür. Bu yüz gösterilerek, emperyalizme hizmet edilmektedir.

Müslüman Türk halkına yönelen ilk misyonerlik çalışması Cizvit ve Fransiskan misyonerler tarafından başlatılmıştır. 17.yy da başlatılan bu faaliyetler İstanbul’daki Fransız konsolosluğu tarafından desteklenmiş ve 17. yy ortalarından itibaren çalışmalar Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan Rum, Ermeni, Süryani ve Yezidi gibi azınlıklara yöneltilmiştir. Katolik misyonerler açtıkları çeşitli eğitim, sağlık ve sosyal kurumlarla çalışmalarını sürdürmüşlerdir.

1800 lü yıllardan itibaren Protestan misyonerler ilk kiliselerini İstanbul’da 1846 yılında açtılar. 1850 yılında dönemin padişahının fermanı ile imparatorluk sınırları içinde yaşayan Protestanlara ayrı millet olma statüsü tanındı. A.B.D.’de faaliyette bulunan “American Board of Commissioners for Foreign Missions” misyonerlik teşkilatı, Türkiye topraklarını kilit ülke olarak ilan etmiş, Türkiye topraklarını Doğu, Batı ve Merkez bölgelere ayırmış ve Batı’nın merkezi İstanbul, Doğu’nun merkezi Harput, Merkez Bölgesinin de Antep olarak seçmiştir. Seçilen bu bölgelerde, 1900 lü yılların başlarına kadar 500 ün üzerinde misyonerlik okulları açılmıştır. Bu okullarda, dini ve siyasi eğitim veriliyordu. Yani misyonerler, eğitim faaliyetlerine okullarda da, bilim kisvesi altında, kendi dilleri ile siyasallaşma çalışmaları yaparak devam ettiler. Yabancılar tarafından açılan okulların en önemli amacı; bu okullarda okuyan Müslüman öğrencileri Hıristiyan inancına göre eğitmek değil, onları, kendi inançlarına, kültürlerine, diline, tarihine, yaşayış tarzına, örf, adet ve geleneklerine yabancı olarak yetiştirmek ve devletin önemli kurumlarının başına geçirmektir. Misyoner okulları, bu politikalarıyla sömürgeci, emperyalist batılı güçlere hizmet etmiş, verdikleri eğitim sayesinde mankurtlarla, emperyalizmin uşaklarını yetiştirmiş ve Türk milletinin kişiliğini kaybetmesine sebep olmuştur. Yönetime getirttikleri bu mankurtlar sayesinde; Türk milleti hafızasını kaybetmiş, kendini unutmuş, milli ve kültürel değerlerinin pespaye edilerek tarihin çöplüğüne atılmasına sessiz kalmış bir toplum haline getirilmiştir. Devlet, tarihte eşi ve benzeri görülmemiş bir şekilde, kendi varlık sebebi olan milletinin sosyal ve kültürel değerlerine düşman kesilmiş, milli ve kültürel değerlerini kendi elleriyle ihtiyar tarihin çöplüğüne atmıştır. Şimdi, yol açma bahanesi ile yıkılan tarihi eserleri, abideleri göz önüne alın ve durmadan restore edilerek hizmete açılan Hıristiyan ya da Pagan dönemi eserlerini düşünün. Yapılmak istenen açık; elimizde kalan son eski Hıristiyan toprakları olan Anadolu’yu elimizden almak. Bu nasıl gerçekleştirilir? İşte bu şekilde elimizdeki topraklar üzerinde, kendi eserimiz olan abideleri yok ederek isteklilerin eserlerini ortaya çıkarmakla… İnanç turizmi adı altında yapılanlar, sadece bu planın hayata geçirilmesine yöneliktir.

Şimdi toparlayalım; Misyonerlik faaliyetleri, Türkiye üzerindeki emperyalist planın bir parçasıdır. Devlet adamları, bürokratlar, bindikleri dalı keserek yani kendi milli ve manevi değerlerine düşman olarak batının emperyalist güçlerine çanak tutuyor. Paganizm ve Hıristiyan devlet döneminin, kiliselerini, köprülerini, hipodromlarının ortaya çıkarılmasına yardım ederek planın uygulanmasına katkıda bulunuyor.

Misyonerlik çalışmalarıyla Hıristiyan yapma, Müslümanları Hıristiyanlaştırma üzerinde fırtınalar koparılması gereken bir olay değil… Çünkü sosyal, ekonomik tedbirlerinizi alır, milletinizi milli ve manevi değerlerine bağlı yetiştirirseniz mesele kalmaz. Hatta AB üyesi olan Yunanistan’da olduğu gibi (Yunanistan dini propaganda anayasa ile yasaktır), anayasana bir madde koyar meseleyi çözersin. Demek istediğim şu; misyonerlik faaliyetlerinin görünen yüzüne bakarak, görünmeyeni atlamayalım. Esas tehlike görünmeyen yüzdedir. Çünkü, o görünmeyen faaliyetler, milletimizi, milli kimliğinden, kültüründen, dilinden, tarihinden, hayatı anlayış ve uygulayış tarzından uzaklaştırmaya ve yok etmeye yönelik faaliyetlerdir.

Dinler arası diyalog, misyonerlerin en çok kullandıkları tuzaklardan biridir. Diğer dinlerin taraftarlarıyla iş birliği yaparak inançsızlığa karşı mücadele edilmesi misyonerlerin en fazla başvurdukları yollardan biridir.

Diyalog, akıllı ve medeni bir şekilde meseleleri çözümleme yöntemidir. Meselesi olanların, meselelerini çözümlemeye yönelik konuşmaları ve anlaşmalarıdır. Diyalogda temel doğruların kabul görmesi gerekir. Müslümanlar, Hz. İsa’yı peygamber; Hıristiyanlığı’da Allah’ın dini sayarlar. Fakat Hıristiyanlar, Hz. Muhammed’i peygamber saymadıkları gibi, Müslümanlığı da Allah’ın dini olarak görmezler. Yani diyaloga girecek iki taraftan birisi, diğerinin temel doğrusunu kabul ederken diğeri, öbürünün temel doğrusunu kabul etmemektedir. Bu durumda diyalogun bir anlamı olmaz. Meseleye bu açıdan baktığımız zaman Müslümanların diyaloga ihtiyacı olmadığı çok açık olarak gözükür. İhtiyacı olanın da saplantılarından kurtulması gerekir.

Anlayamadığım bir husus var; diyaloga ihtiyacı olmayan Müslüman kesimden birilerinin ille de diyalog diye tutturmasını anlamak mümkün değil. Bunlar, herhalde misyonları gereği, misyonerlik faaliyetlerinin görünmeyen yüzündeki emperyalist yayılmacılığın uşaklığını yaptıklarının farkında değiller. Ya da bilinçli olarak bu işi yapıyorlar.

Dinler arası diyalog, küreselleşmeye yönelen emperyalizmin önemli propaganda araçlarından biridir. Diyalog yoluyla yumuşatılan kitleler, emperyalizmin tuzağına daha çabuk ve daha rahat düşerler. Bunu asla gözardı etmemek durumundayız.

Emperyalizmin amacı, ülkemizi ve insanlarımızı yok etmeye yöneliktir. Bu amaca ulaşmak için her yolu dener. Zaten şu anda devletimiz ve milletimiz her yönden (sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel) büyük bir saldırı ile karşı karşıyadır. Misyonerlik faaliyetleri de bu saldırılardan biridir. Misyonerleri sadece bir din adamı, misyonerlik faaliyetlerini Hıristiyan inancını yaymak olarak görmek yanılgıdır. Aynı zamanda misyonerlik faaliyetlerini küreselleşen emperyalizmin bir tuzağı ve misyonerleri de emperyalizmin iyi yetişmiş ajanları olarak görmek durumunda olduğumuzu kesinlikle bilmeliyiz.

Bizden istenen; topraklarımızdır, devletimizdir, bağımsızlığımızdır.
Farkına varmalıyız.


Misyonerlik Faaliyetleri

Bahailik Faaliyetleri: Faaliyetleri Sivas, Erzincan, Hatay, Adana, Gaziantep, Şanlı Urfa-Birecik, Mersin, Edirne ve İstanbul illerinde yoğunlaşıyor.
Protestan Misyonerlik Faaliyetleri: Merkezi Almanya/Schormdorf’ta bulunuyor. Ankara’da kurdukları Türkiye Protestan Kiliseleri Birliği dışında 2000 yılında 19 adet protestan kilisesi açıldığı bildiriliyor.
Katolik Misyonerlik Faaliyetleri: Vatikan tarafından yönlendiriliyor.
Ortadoks Misyonerlik Faaliyetler: 1980’li yıllardan itibaren Doğu Karadeniz Bölgesi’nde suni bir Ortadoks ayrımcılığı yaratma çabası içerisindeler.
Süryanilik Faaliyetleri: Süryanilik faaliyetleri Mardin merkezli olarak yürütülüyor. Kendi kültür gelenek ve göreneklerini yaşatma ve geliştirme hakkı tanınması yönünde faaliyette bulunuluyor.
BAŞKENT’TE ETKİNLER
Rapora göre Ankara’da özellikle protestan topluluğu ve Yahova Şahitleri’nin faaliyetleri yoğunluk kazanıyor. Protestan topluluğunun misyonerlik faaliyetlerini Kurtuluş Kilisesi’ne bağlı Protestan Kiliseleri yürütüyor. Kurtuluş Kilisesi’ne bağlı 10 kilise bulunuyor. Raporda Bala ilçesi Kesikköprü Beldesi’nde her yıl Ağustos ayında öğrencilerin katıldığı bir çadır kampı kurulduğu ve kamp masraflarının bir şirket tarafından karşılandığı belirtiliyor.
Yahova Şahitleri kapsamında misyonerlik faaliyetinde bulunan grubun merkezi de ABD’de bulunduğu belirtilen rapora göre grup, Ankara’da cemaat adı altında bir oluşumla faaliyet yürütüyor, kendilerine yakın olan vatandaşlara kitap ve broşür dağıtmak suretiyle misyonerlik faaliyetinde bulunuyor.
Ankara Protestan Kurtuluş Kilisesi bünyesinde 2003 yılı içerisinde 60 kişinin din değiştirmesinin sağlandığı, 15 kişinin vaftiz edildiği, halen kilisenin 130 kişiden oluşan faal bir grubunun olduğu belirtilen raporda sözkonusu grubun yüzde 10’unun üst düzey grubuna, yüzde 40’ının orta gelir grubuna, yüzde 40’ının dar gelirli gruba mensup olduğu ifade ediliyor.
HEYBELİADA RUHBAN OKULU
Rapora göre, İstanbul’da halen 126 kilise, 4 dergi, 1 kafe, 36 dernek, 7 gazete, 12 internet sitesi, 1 müze, 1 otel, 6 radyo, 6 şirket, 44 vakıf ve 2 yayınevi bulunuyor. Gelir seviyesi yüksek semtlerde sinema, tiyatro, kafe ve benzer eğlence merkezlerinde misyonerlik faaliyetleri kapsamında film gösterileri yapılıyor. İki yayınevi eliyle yurt genelinde Hristiyanlık dinini tanıtıcı ve övücü kitap, kaset, broşür, CD, VCD dağıtımı yapılıyor.
Diğer yandan raporda Fener Rum Patriği Dimitri Bartholomeos’a Ekümenik vasfı kazandırmak amacıyla, Ortadoks dünyasının lideri olduğu imajını vermek, toplantı , konferans ve ayinler düzenleyerek kamuoyunun ilgisini Fener Rum Patrikhanesi üzerine yoğunlaştırmak, kendisine rakip olarak gördüğü Moskova ve Kudüs Patrikhanesi’nin yetki alanını kısıtlamak ve Heybeliada Ruhban Okulu’ nu açtırmak gayretleri içinde oldukları belirtiliyor.
HEMEN HER İLDE FAALİYETTELER
Raporda, Türkiye’nin diğer illerindeki misyonerlik faaliyetlerinde bulunan unsurlar ise şu şekilde sıralanıyor.
*İzmir’de toplam 8 cemaat ya da topluluk
*Hatay’da Protestan Kilisesi, Katolik Kilisesi ve Vakfı, Apostalit İbadet yeri ve Rum Ortadoks Kilisesi.
*Adana’da Protestan Kurtuluş Kilisesi
*Nevşehir’ de Konstantin Eleni Kilisesi.
*Bursa’da Uluslararası Protestan Kilisesi ve 2 sinegog, Osmangazi İlçesi’nde Yahova Şahitlerine ait bir ibadet yeri. İznik ilçesinde Ayasofya Kilisesi.
*Mardin’ de Süryanilik faaliyetlerinin merkezi olan Deyr-ul Zaferan Manastırı ile Deyr-ul Umur Manastırı.
*Adıyaman’da Süryani Kilisesi
*Kayseri’de Melikgazi ve Ağırnas kasabasında bulunan Aziz Prokopios Kilisesi
*İsparta ve Trabzon’da da çok sayıda kilise
*Antalya’da Antalya Uluslararası Kilisesi, İncil Kilisesi, Aziz Pavlus Kültür Merkezi
*Bodrum’da Ortakent beldesinde bir pansiyon
*Niğde’de Bahailik Grubuna mensup çok sayıda kişi eliyle
*Düzce’de Bir reklam şirketi aracılığıyla
*Çanakkale’nin Gökçeada ilçesinde çok sayıda kilise
*Kocaeli’nde Gölcük ilçesinde bir kadın dayanışma vakfı eliyle
*Edirne’de Bahailere ait El Emin Evi
ATO BAŞKANI AYGÜN
Araştırmaya ilişkin değerlendirmelerde bulanan ATO Başkanı Aygün, önemli din merkezleri nedeniyle Türkiye’nin jeopolitik bir öneme sahip olduğunu, bu özelliği ile Türkiye’nin hemen her dönemde misyonerlerin iştahını kabarttığını söyledi.
Misyonerlik faaliyetlerinin Haçlı zihniyetinin bir devamı olarak değerlendiririlmesi gerektiğine dikkat çeken Aygün, son yıllarda misyonerlik faaliyetlerinde gözle görülür bir artış olduğunu dile getirdi. Bu artışın en önemli nedeninin misyonerlerin işlerini kolaylaştıran Avrupa Birliği uyum yasaları olduğunu kaydeden Aygün Uyum yasaları misyonerliği hortlattı şeklinde konuştu. Aygün şunları söyledi:
Misyonerler Türkiye’de elini kolunu sallayarak propoganda yapıyor, adeta cirit atıyorlar. Türkiye‘de yaşanan ekonomik istikrarsızlıklar ve krizler bu işin tuzu biberi oldu. Geleceğe umutsuz bakan insanlar, özellikle genç nesiller, kolayca kandırılıyor. Evlere, dükkanlara kadar girip mürit arıyorlar. Ceplerine para koyup, gençlerin beyinlerini yıkıyorlar. Türkiye şu an tam anlamıyla misyonerlerin istilası altında. Başkent Ankara’da her köşede örgütlenmişler. Piknik, gezi, ev toplantıları gibi sosyal faaliyetler ve ayin, kış okulu, seminer, konferans gibi eğitim amaçlı organizasyonlar ile sempatizan kazanılıyorlar. Kimse (Siz kimsiniz, ne yapıyorsunuz?) diye soramıyor. Sorulsa bile (Uyum yasaları çıktı) diyorlar. Bu bir işgal değil denedir?. İşgal olması için ille de silahla mı girilmesi gerekiyor?. Ellerinde din silahı var, başka silaha ne gerek. Ünlü bir Afrika özdeyişi vardır: Özdeyiş (Hristiyanlık Afrika’ya geldiğinde, Afrikalıların toprakları, Hristiyanların ise incilleri vardı. Hristiyanlar bize gözlerimizi kapayarak dua ve ibadet etmemizi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda onlar bizim topraklarımızı, biz de onların incillerini almıştık) der. Böyle bir durum Türkiye’de yaşanmasın.Uyanık olalım.”


Bir misyonerlik faaliyetine karşı İslam’ın bakışı ve Müslüman’ın tavrı nedir, nasıldır?

Son hak din olan ve daha önce vahyedilmiş bütün hak dinlerin asıllarını kabul ve tasdik eden -daha önceki ilâhî dinlerde neyin hak olarak durduğu ve neyin değiştirildiği konusunda- kendisini ölçüt olarak takdim eden İslam dini, diğer dinlerin olduğu gibi anlatılmasına karşı çıkmaz; zaten Kur’an da bunları uzun uzadıya anlatmıştır. Ancak bir Müslüman’ı dininden döndürmek için herhangi bir faaliyeti günahların en büyüğü olarak görür ve mutlaka engellenmesini ister. İslam’da en büyük günah dinden çıkmaktır; bu en büyük günahı işletmek için insanların arasına giren ve çeşitli faaliyetler yürütenleri hoş görmek ve bunları -meşru yollar ve usuller ile- engellemeye çalışmamak dini bütün bir Müslüman’dan beklenemez.

ATO’DAN “MİSYONERLİK RAPORU”
RAPORA GÖRE TÜRKİYE MİSYONERLİK FAALİYETLERİNİN HEDEFİ HALİNE GELDİ.
BAŞLANGIÇTA HRİSTİYANLIĞI YAYMA AMAÇLI GÖRÜLEN MİSYONERLİK FAALİYETLERİ DEVLETİN ÜNİTER YAPISINI HEDEF ALIYOR.
FAALİYETLERİ KARADENİZ VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİNDE YOĞUNLAŞIYOR.
ÇEŞİTLİ PİKNİK, GEZİ EV TOPLANTILARI GİBİ SOSYAL FAALİYETLER VE AYİN, KIŞ OKULU, SEMİNER, KONFERANS GİBİ EĞİTİM AMAÇLI ORGANİZASYONLAR İLE SEMPATİZAN KAZANILIYOR.
ATO BAŞKANI AYGÜN: UYUM YASALARI MİSYONERLİĞİ HORTLATTI.
Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından hazırlanan Misyonerlik Raporu Türkiye’nin misyonerlik faaliyetlerinin hedefi haline geldiğini ortaya koydu. Rapora göre başlangıçta hristiyanlığı yayma amaçlı görülen misyonerlik faaliyetleri etnik ve dini ayrımcılığı körükleyerek devletin üniter yapısını hedef alıyor.
Rapora ilişkin ATO’dan yapılan yazılı açıklamada misyonerlik faaliyetlerinin Güney Kore, ABD, İngiltere, Yeni Zellanda, Avusturya, Almanya, İsveç ve Romanya uyruklu mesih inananları denen şahıslar tarafından yürütüldüğü ve Adana, Edirne, İstanbul, Ankara, İzmir, Trabzon, Antalya, Hatay, Bursa ve Samsun gibi illerden yönlendirildiği belirtildi.
Türkiye’de Hristiyan cemaatinin sayısının 50-55 bin olarak tahmin edildiğine vurgu yapılan raporda, misyonerlik faaliyetleri kapsamında 300’den fazla kilise, çok sayıda kitapevi, 1 kütüphane, 6 dergi, onlarca vakıf, yayınevleri, 5 radyo, çok sayıda manastır, 2 kafe, 1 acente, 1 mahfil, 7 şirket, 1 otel, 1 tercüme bürosu, 7 gazete, 1 tarihi eser, 2 müze, 4 harabe, 1 kale, ve onlarca dernek bulunduğu kaydedildi.
Sadece 2003 yılında 190 misyonerlik faaliyetinin tespit edildiği bunun 27’sinin Bahailik faaliyetine yönelik olduğunu ifade edilen raporda, Bahailik faaliyetlerinin Sivas ve Erzincan illerinde, Hristiyan misyonerlik faaliyetlerinin ise Nevşahir, Adıyaman, Adana, Bursa, Diyarbakır ve Mersin illerinde yoğunlaştığı görülmektedir denildi. Raporda ayrıca Türkiye’de Yehova Şahitleri, Bahailik, Protestan, Katolik, Ortadoks, Süryanilik Misyonerlik Faaliyetleri adı altında çeşitli unsurun bulunduğu ifade edilirken bu unsurların faaliyetlerine ilişkin şu bilgiler verildi:
Yehova Şahitleri: Merkezi New York’ta bulunuyor. Sözlü propogandasını gezici vaizlerle sürdürüyor. Taraftarları evleri kapı kapı dolaşarak kitap, dergi, broşür dağıtıyor, seminer, toplantılar düzenliyor. Ülkemizde merkezi İstanbul olmak üzere Ankara, İzmir, Eskişehir, Antalya,Hatay, Aydın, Kuşadası ve Mersin illerinde ibadet salonları bulunuyor. 1974 yılında İstanbul’da kurulan “Mukaddes Kitap Kursları Derneği” vasıtasıyla faaliyetlerini sürdürüyor.


Misyonerlik nedir?

Misyoner, bir dini yayma amacıyla, başka bir ülkede bulunanlardır. Kelimenin kökeni Latincedir. Misyonerlik faaliyetleri tüm dinler için geçerli değildir

Misyonerliğin Hıristiyanlık dininde büyük bir önemi vardır. Hıristiyanlık tarihinin ilk misyoneri olan Aziz Pavlus gibi, pek çok Aziz misyonerlik faaliyetinde bulunmuştur. Misyoner deyimi özellikle 1660’lardan itibaren özel bir görev alan Hıristiyan din adamı anlamında kullanılmıştır. Yine kilise tarafından “İncil’i vaz’eden kişi” anlamında kullanılmıştır. Misyonerler Hıristiyanlığın ilerleyen süreçlerinde sadece yabancı bir dilden olanı değil, kendi mezheplerinden olmayan insanları dahi kendi mezheplerine çekmek amacını gütmüşlerdir.
Kiliseye göre misyonerlik görevinin Hz.İsa tarafından ilk olarak havarilere verildiği ileri sürülmektedir. Buna dayanak olarak da Matta İncil’i gösterilmektedir:
18. İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi; Gökte ve yeryüzüne bütün yetki bana verildi.
19. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin.Onları baba, oğul ve kutsal ruhun adıyla vaftiz edin.
20. Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim” (Matta İncili, 18-20)
Anadolu kökenli olan Pavlus’un Hıristiyanlıktaki önemi onun daha ilk yıllarında yaptığı önemli uğraşlardan kaynaklanmaktadır. Bunların en önemlisi Hıristiyanlık adına yaptığı Batı Anadolu, Makedonya ve Yunanistan’a yolculuklarıdır. Onun yaptığı yolculukları önemli kılan faktörler ise özellikle sünnet olmayı reddeden ve Tevrat’ın kurallarına boyun eğmek istemeyen Romalı putperest toplulukları sünnetsiz ve kuralsız olarak Hıristiyanlığa alması olmuştur. Bu nedenle çeşitli baskılara maruz kalmıştır. Diğer bir önemli faktör ise Pavlus’un gittiği yerlerde kiliseler kurması ve bunları örgütlemiş olmasıdır. Yani bir bakıma organize yapılan ilk misyonerlik hareketidir.

Başta Hıristiyanlık olmak üzere bazı İslam dışı dinlerde ötekilere dini tebliğ etmek, onları dine kazanmak kutsal bir vazife, âdeta bir ibadettir. İslam’da da dine davet ve dinin tebliği ümmetin (Müslümanların) önemli bir vazifesidir. Peygamberimiz (s.a.) Hz. Ali’ye hitaben, “Senin sayende, senin çabalarınla bir insanın hidayete kavuşması (Müslüman olması) senin için, dünyanın en değerli nimetlerine sahip olmandan daha hayırlıdır” buyurmuştur. Bu teşvikler sebebiyle olmalıdır ki, Müslüman tüccarlar, dervişler ve alimler meşakkatli seyahatlere katlanarak dünyanın hemen her tarafına ulaşmış, insanlara İslam’ı anlatmışlardır.

Bir dini, onun mensubu olmayanlara anlatmak manasında “tebliğ” bir yandan İslâmî bir ödev, diğer yandan başkalarına da tanınmış bir haktır. Ancak tarih boyunca yapılan uygulamalara bakıldığında özellikle Hıristiyanların yaptıkları misyonerlik faaliyetlerini bu masum “tebliğ” çerçevesine sokmanın mümkün olmadığı görülmektedir. Çünkü bu dinin mensupları içinden misyonerlik vazifesini üstlenmiş olan şahıs ve kurumların hem amaçları hem de araçları meşru ve masum değildir.

Misyonerlerin amacı yalnızca insanları Hıristiyanlaştırmak değildir; amaç Batılı Hıristiyan devletlere daha kolay sömürecekleri veya çıkarları yönünde kullanacakları ülkeler ve topluluklar kazandırmaktır. Bu amaç, devletlerin siyasi ve ekonomik çıkarlarına, kilise mensuplarının da dinî arzularına uygun düştüğü için zalim bir ittifak gerçekleşmiş, devletler kiliseyi, kilise de sömürgeci güçleri kullanarak yollarında ilerlemişlerdir. Bu iddianın en açık ve kesin delili tarihtir, tarihten günümüze olup bitenlerdir. Bugün geri kalmış veya kalkınmakta olan ülkelere bakıldığında görülecektir ki, bunlar arasından Hıristiyanlaştırılmış olanlar da, Batılı ve beyaz seçkin topluluklara eşit olamamış, her bakımdan ikinci sınıf insan muamelesi görmüşler, ayrıca Hıristiyanlaşma yüzünden sömürüye karşı dirençlerini kaybettikleri için kılçıksız balık haine gelmişlerdir. Kendilerine uygun görülen, İncil’in de telkin ettiği şefkat, merhamet ve paylaşım değil, ahiret mutluluğu uğrunda dünya mahrumiyetlerine katlanmaktan ibarettir.

Kullandıkları araçlar meşru ve masum değildir; çünkü masum ve meşru bir din tebliği (dini anlatma) eğip bükmeden, aldatmadan, hiçbir şeyi gizlemeden, insanların zaaf ve ihtiyaçlarını istismar etmeden yapılan anlatımdır.
Halbuki Hıristiyan misyonerleri şunları yapıyorlar:

1. Hz. Îsâ’ya vahyedilen kitaptan çok farklı olan, adlarına aziz denilen insanlar tarafından yazılmış ve yazdırılmış bulunan İnciller çerçevesinde oluşmuş Hıristiyan akidesinin ve ritüellerinin insan tabiat ve mantığına ters düşen taraflarını -en azından başlangıçta- ya gizlerler veya olmayacak bir şekilde tevil ederler.

2. İnsanlara, kılık kıyafetleri ve söylemleriyle birer Hıristiyan misyoneri olarak yaklaşmazlar. Ya onlardan biri gibi veya onlara öğretim, tedavi, sosyal, teknik, felaket yaralarının sarılması vb. alanlarda, insanlık ve yüksek ahlak adına hizmet veren kimseler gibi yaklaşırlar. Muhataplarını istedikleri kıvama getirdikten sonra (kendilerine karşı sevgi, güven ve bağlanma duyguları oluştuktan sonra) ya kendileri veya çağırdıkları başka misyonerler yoluyla dini telkin etmeye başlarlar.

3. Muhatapların dinleri ve gelenekleri konusunda kafa karıştıran, gerçekleri çarpıtan, güzeli çirkin, normali anormal gösteren faaliyetler yaparlar.

4. Her yaşta ve baştaki insanın çeşitli ihtiyaç ve zaaflarını iyi kullanırlar; önce bu ihtiyaçlara cevap verirler, sonra din telkin ederler; hatta dini kabul şartına bağlı yardımları bile tespit edilmiştir.


Misyonerlik Faaliyetleri

1820 yılında başlayan ve Kurtuluş Savaşı’na sonuna kadar süren zaman içerisinde Osmanlı Devleti’nde misyonerlik faaliyetleri çok hızlı bir şekilde gelişmiştir. Misyonerlik faaliyetlerini bu denli başarılı olmasında şüphesiz Osmanlı Devleti’nin Islahat Fermanı ile verdiği ayrıcalıklar, kapitülasyon anlaşmaları ile verilen ayrıcalıklar ve Osmanlı Devleti’nin bölgelerine ilgi göstermemesi etkili olmuştur. Başlangıçta kendilerine Anadolu’da hedef bulamayan misyonerler daha sonra Ermenilere odaklanıp çalışmalarında başarılı olmuşlardır. Açtıkları okullardan mezun olanların başarılı olmaları bu okulların etkilerini artırmıştır. Hatta zamanla Müslüman Türkler dahi çocuklarını bu okullara göndermişlerdir.
Misyonerlerin genel hedef kitleleri, İslamiyet’in yaygın olduğu bölgeler olmuştur. Bu çalışma Osmanlı Devleti ile sınırlı kalmayıp Afrika Kıtası, Arap Yarımadası, İran ve Orta Asya halklarına yönelik bir çalışmadır.


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.